Ben Kimim?
Gönül İŞGİNER ERCİYES
1984 yılında Kayseri’de doğdum. Henüz 4 aylıkken ailemle İstanbul’a taşındım ve ilkokul 2. sınıfa kadar burada yaşadım. Sonrasında, lise 2. sınıfın bitimine kadar Kayseri’de hayatımı sürdürdüm. İki şehir arasında mekik dokuduğum bu yıllar, beni kültürlerin kesişiminde yetiştirdi. Anadolu’nun köklü gelenekleriyle İstanbul’un dinamizmini harmanlamak, bazen zorlayıcı olsa da bana esneklik, uyum sağlama ve farklılıkları kucaklama yeteneği kazandırdı.
Lise eğitimimi, ticaret lisesinde tamamladım. Bu tercihim hem okuyup hem çalışma disiplinini erken yaşta öğrenmemi sağladı. Ardından, Muhasebe ve Vergi Uygulamaları bölümünden mezun oldum. Ancak içimde hep bir “Bu değil…” hissi vardı. Kurumsal hayatın içinde geçen yıllar, bana mesleki deneyim kazandırsa da tutkumu bulmak için, özümde bir yerde her zaman yeni bir yol arayışı devam etti.
2013 yılında hayatımın en önemli iki kararını aldım: Kendimi en “ait” hissettiğim yere, Çanakkale’ye yerleştim ve evlendim. Bu topraklar bana sadece bir ev değil, içsel huzuru ve kendimi yeniden keşfedişin özgürlüğünü sundu. Çanakkale, benim için, doğanın ve insan hikayelerinin birleştiği bir liman oldu. Burada, geçmişle gelecek arasında köprü kuran bir şehirde yaşamak, dönüşümün ve sürekli öğrenmenin ne demek olduğunu hatırlattı. Yaşadığım her şehir, tanıştığım her insan ve kat ettiğim her yol, bana şunu öğretti:
"Hayat, bir varış noktası değil, kendini keşfettiğin bir yolculuktur."
2016 yılında, ansızın kendimi ve çevremdeki herkesi tanıyamadığım bir güne uyandım. Bu, anlamlandıramadığım bir bilinmezlikti. İnsanlar bana geçmişimi anlatıyor, kim olduğumu hatırlatmaya çalışıyordu, ancak benim için her şey boş bir ekrana bakmaktan farksızdı. Hafızamı kaybetmiştim.
İlk anda bunu bir felaket olarak gördüm. Tüm hayatımı sıfırdan inşa etmem gerektiğini düşündüm. Sanki hayat beni bir uçurumdan aşağı itmişti. Ancak zamanla fark ettim ki aslında yanımda bir paraşüt vardı. Hafızamı kaybetmek, bana hiç sormadığım soruları sorma cesareti verdi:
"Ben kimim? Geçmişim beni nasıl tanımlıyordu? Nelerden korkuyordum?"
Ve anladım ki bu kayıp, aslında kendimi bulmam için bir davetti.
Bu yolculuk kolay değildi. Kaybolmuşluk hissi. Bazen yol aldım, bazen direndim, her şeyin eski haline dönmesini istedim. Ama zamanla fark ettim ki acı, geçmişi geri getirmek için değil, beni büyütmek için oradaydı. Acı bir düşman değil, bana "Burada görmen gereken bir şey var" diyen bir öğretmendi. Hissetmekten kaçtığım her an, aslında kendimden kaçıyordum. Kabul ettim ve yüzleştim. Hafızamın yokluğu bana en değerli öğretiyi verdi: Kendimle dürüstçe yüzleşme cesareti. Yıllarca kaçtığım korkularımı, yargılarımı ve kendime anlattığım masalları görmemi sağlayan bir kılavuz oldu.Anladım ki bu masallar sadece kendimizi güvende hissetmek için uydurduğumuz hikayelerdi…
